İletişim Düzleminde Çeviri

İletişim Düzleminde Çeviri

Yazılı ya da sözlü fark etmez, çeviri günlük hayatımızın bir parçası olmuş durumda ve her konuda olduğu gibi  her birimizin bu konuda da söyleyecek bir çok sözü var. Peki kendi ürettiklerimizi sorgulamadan, başkalarının ürettiklerine bu kadar kolay yorum yapabilmemizin sebebi nedir? Hele ki bu yorumların çeviri bilimin merkezinden, hem akademik kanattan hem de uygulamalı alan olan çeviri sektöründen,  çıktığı düşünülürse, insan şöyle bir iç çekmeden edemiyor.

O zaman en baştan başlayalım. Çeviri nedir? En basit ifadeyle, bir sesten başka bir sese, bir dilden başka bir dile aktarım olarak ifade edilirken, aslında iletişimin olduğu, insanın olduğu her noktada var olan bir gerçektir. Bu nedenle sadece diller arası bir aktarım ya da dönüştürmeden ziyade;  çeviriyi sesten görüntüye, sembollerden seslere vs. olmak üzere çok farklı düzeylerde düşünmek mümkün.  Dolayısıyla söz konusu dil sadece çok iyi bildiğimiz anlamda İngilizce, Almanca, Türkçe vs. dilleri değil, farklı ifade ve iletişim türlerini de ifade ediyor. Bu da demek oluyor ki aslında kullandığınız ilk kelime ne olursa olsun, (anne, baba, dede), ağzınızdan çıktığı anda beyninizde bir çeviri süreci gerçekleşmiş oluyor. Örneğin, anne dediğinizde önce zihninizde bir resim canlanıyor ve siz her ne kadar bu resmi tek bir gerçeklikle bağdaştırsanız da o gerçeklik sadece sizin gerçekliğiniz. Zihninizde öncelikli olarak sadece kendi annenizin resmi var.  Siz o resmi alıp anne kavramını yaratıyorsunuz. Sonrasında ise onu sessel bir işarete dönüştürerek, bir kelimeyle ifade ediyorsunuz. Tüm bu basit iletişim süreci aslında çekirdek düzeyde çeviriyi ifade ediyor. Peki sadece basit bir anne kelimesinin zihnimizde yarattığı algı bu kadar öznelken, çeviride nesnel olabilmek, kendi öznel duruşumuzla başkasının çevirilerini yorumlayabilmek, ne anlama geliyor olabilir?  İletişimi ve dolayısıyla çevirinin mantığını kavramış sofistike beyin bu yanılgıya düşebilir mi? Elbette evet.

 

İletişim denilen denklemde ise yüzlerce değişken olmakla beraber, 3 temel öğe bulunuyor.  Kaynak-Mesaj-Alıcı. Kaynaktan çıkan A mesajı kültürel, dilsel, bireysel, çevresel vs. birçok filtreden geçerek B mesajı olarak alıcıya ulaşıyor. Bu süreçte yolda karmaşık bir ağın parçası olarak sayısız bağ kuruyor. Kurduğu bu bağlar alıcıda kendisine ulaşan mesajla ilgili bir algı yaratıyor. Sizce kaynaktan yola çıkan mesaj alıcıya ulaştığında hala aynı anlamı taşıyabilir mi? Aslına bakarsanız, asla. Anne kavramı her birimiz için bu kadar farklı anlamlar yüklenirken, aksi nasıl mümkün olabilir ki zaten?

O zaman çeviride tek tür doğru ve hatta daha önemlisi sadece benim doğrum mantığının kabul edilebilirliği..? Üstelik bunu erken dönem çeviri normlarıyla tanımlamaya çalışmak..? Özellikle mevcut çeviri normları kaynak metin, erek metin tartışmasının ötesinde çevirmen gerçeğini bu denli öne çıkarırken... Herkesin bir kelime, bir stil, bir üslup seçimi var. Herkesinki en doğrusu olduğuna göre, herkes kendi işine, kendi çevirisine sahip çıktığı ve başka çevirileri çevirmen seçimleri bağlamında anlamaya çalıştığı ölçüde çeviri edimi gelişim gösterecektir. Çünkü çeviri bütünüyle bir süreç işidir ve çeviride en etkili oyuncu çevirmendir. Bir zamanlar dışarıdan bakıp doğru yanlış denilen her şey günümüzün çevirmen kararı olarak adlandırılan gerçeği. Ve birkaç istisna dışında her biri çevirmenin karar sürecinde filtreden geçmiş ve bizim dışarıdan bakarak yorumlamada acze düştüğümüz, gözden kaçırdığımız  sayısız değişkenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

O yüzden, belki de sadece bu yüzden, çeviri eleştirisi dediğimiz şeyin adı çeviri yorumu olmalı, böylece çeviri sürecini anladığımızı ve çevirmenin kararına saygı duyduğumuzu gösterebiliriz. Çevirmen elmaya mango demiş ama neden? Acaba gerçekten elma'nın anlamını bilmiyor olabilir mi, ya da belki de bir anlık dalgınlık? Aslına bakarsanız evet bu basit bir çeviri hatası olabilir:) Ancak bu, diğer bütün seçeneklerden sonra gelir... Mango'nun bağlam içindeki varlık sebebi, yaygınlığı ve yöreye özgü gerçekliğini ifade ederken, belki erek bağlamda elma demeyi seçmiş olabilir çevirmen. Belki de yazarın yaratmaya çalıştığı söz sanatı ya da ses oyunu gibi sanatsal becerilere uyum çabasının bir sonucuydu, kim bilir? Elbette en iyi çevirmen bilir. İşte bu yüzden çevirmen çeviride söz sahibidir ve eleştirmen ancak onu anlamak üzere yola çıkmış bir seyyahtır. Okur olarak bizler mi? Biz zaten çevirmeni değil, çevirmen vasıtasıyla yazarı notlandırıyoruz.

 

 
 

 

Get in Touch